Karikatürlerle Felsefe Bölüm-16

Karikatürlerle Felsefe Bölüm-16
Hannah Arendt
Hazırlayan ve Derleyen: Erdemir Toykan
[Yayım Tarihi:11 Temmuz 2025]
Hannah Arendt: (1906-1975) 1933’te Almanya’dan kaçarak ABD’e yerleşen Alman Filozof ve Siyaset Bilimci. Martin Heidegger’in eski öğrenci ve sevgilisi. Kötülüğün Sıradanlığı, Eichmann Kudüste eserlerin yazarı.
20. yüzyılın en etkili siyaset kuramcılarından biri olarak kabul edilir. Eserleri geniş bir konu yelpazesini kapsamakla birlikte, en çok servet, güç ve kötülüğün doğası, ayrıca siyaset, doğrudan demokrasi, otorite, gelenek ve totalitarizm üzerine yazdıklarıyla tanınır. Ayrıca, Eichmann’ın yargılaması etrafında yaşanan tartışmalarla, sıradan insanların totaliter sistemlerde nasıl rol aldıklarını açıklama çabasıyla ve “kötülüğün sıradanlığı’ ’ifadesiyle hatırlanır. Adı, dergilerde, okullarda, bilimsel ödüllerde, insani ödüllerde, düşünce kuruluşlarında ve caddelerde yer almakta; pullarda ve anıtlarda yer bulmakta; onun düşüncesini anan diğer kültürel ve kurumsal işaretlere de bağlanmaktadır. (Kaynak: Vikipedi)
20. yüzyılın en etkili siyaset kuramcılarından biri olarak kabul edilir. Eserleri geniş bir konu yelpazesini kapsamakla birlikte, en çok servet, güç ve kötülüğün doğası, ayrıca siyaset, doğrudan demokrasi, otorite, gelenek ve totalitarizm üzerine yazdıklarıyla tanınır. Ayrıca, Eichmann’ın yargılaması etrafında yaşanan tartışmalarla, sıradan insanların totaliter sistemlerde nasıl rol aldıklarını açıklama çabasıyla ve “kötülüğün sıradanlığı’ ’ifadesiyle hatırlanır. Adı, dergilerde, okullarda, bilimsel ödüllerde, insani ödüllerde, düşünce kuruluşlarında ve caddelerde yer almakta; pullarda ve anıtlarda yer bulmakta; onun düşüncesini anan diğer kültürel ve kurumsal işaretlere de bağlanmaktadır. (Kaynak: Vikipedi)
.png)
Kitap: Hannah Arendt Ve İnsanlığa Karşı Suçlar
Yazar: Hüseyin Günal (Dost Kitapevi)
.png)
Yirminci yüzyılın en önemli politika kuramcılarından biri olan Hannah Arendt (1906-1975) insanlığa karşı suçların yeniliğini önemini, erkenden kavrayan düşünürdür. Bu suçlar emsalsizdir ve bu suçlar yeni bir suç tipi oluşturmaktadır. Hukukçuları suçun yeniliğini anlamamakla ve suçu yargılarken geçmişten emsaller bulmaya çalışmakla itham eder. Arendt, sadece totaliter rejimlerin işlediği kötülüklere ve suçlara odaklanmakla kalmamış, bu kötülüklerin ortaya çıkışının nedenleri ve insanlığa karşı suçların hangi bağlamda önlenebileceği üstüne yoğunlaşmıştır.
(Benim notum(ET): Bu kitap Almanya gibi bir ülkenin dünyanın en iyi filozoflarını, bestecilerini, edebiyatçılarını çıkarmış olmasına karşın nasıl soykırım yaptığına dair ipuçlarıdır).
Yirminci yüzyıl totalitarizmi geç on dokuzuncu yüzyıl emperyalizmi sayesinde ortaya çıkmıştır. Yani Avrupalı güçlerin Afrika’yı ve Asya’yı sömürürken kullandığı yöntemler, edindikleri deneyimler, anakarada Nazi soykırımına yol açan ahlaki boşluğu ortaya çıkarmıştır. Arendt ’in bu tezine ‘’Bumerang’’ etkisi denilmektedir. (Bu konuya hiçbir düşünür değinmemiştir. Yalnız Jean Paul Sartre, Albert Camus, Aime Cesaire, Frantz Fanon Cezayir Savaşı dolayısıyla faşizmi sömürgeciliğin Avrupa’ya dönmüş şekli olarak görmeleridir). Arendt, totalitarizmle birlikte ortaya çıkan durumu bütün bir Avrupa medeniyetinin değerlerinde kırılma açısından ele alır.
(Benim notum(ET): Bu kitap Almanya gibi bir ülkenin dünyanın en iyi filozoflarını, bestecilerini, edebiyatçılarını çıkarmış olmasına karşın nasıl soykırım yaptığına dair ipuçlarıdır).
Yirminci yüzyıl totalitarizmi geç on dokuzuncu yüzyıl emperyalizmi sayesinde ortaya çıkmıştır. Yani Avrupalı güçlerin Afrika’yı ve Asya’yı sömürürken kullandığı yöntemler, edindikleri deneyimler, anakarada Nazi soykırımına yol açan ahlaki boşluğu ortaya çıkarmıştır. Arendt ’in bu tezine ‘’Bumerang’’ etkisi denilmektedir. (Bu konuya hiçbir düşünür değinmemiştir. Yalnız Jean Paul Sartre, Albert Camus, Aime Cesaire, Frantz Fanon Cezayir Savaşı dolayısıyla faşizmi sömürgeciliğin Avrupa’ya dönmüş şekli olarak görmeleridir). Arendt, totalitarizmle birlikte ortaya çıkan durumu bütün bir Avrupa medeniyetinin değerlerinde kırılma açısından ele alır.
.png)
Afrika’nın paylaşılması ve 1914 Birinci Dünya Savaşı’nın çıkışına kadar geçen otuz yıllık süreç öylesine temel ideolojik ve kurumsal yeniliklere neden olmuştur ki dönemi yirminci yüzyıl da ortaya çıkan felaketlerin habercisi olarak kabul etmek mümkündür. Burjuva sınıfının devlet gücünü ele geçirip siyasi olarak kurtuluşuyla başlayan ve ulus-devlet sisteminin istikrarını bozarak global bir savaşla neticelenen bu dönem emperyalizm çağıdır. Tarihte ilk kez iktidar ve şiddet yapının bilinçli amacı haline gelir.
Kendi özel çıkarlarını büyütmekten başka hiçbir ilke tanımayan sermayelerin sonsuz iktidar istekleri sömürgelerde rahatça kullanılan sınırsız bir şiddet anlayışıyla birleşmiştir.
Anakaradan sömürgelere sadece sermaye fazlası değil, insan fazlalığı da sermaye ile birlikte sömürgelere giderek ayaktakımı oluşmuş, sermaye ile kurduğu ittifak etkisini daha sonra gösterecektir. Burjuva sınıfıyla olması değil, zorunlu olarak kader birliği içinde olan bu fuzuli kalabalık, sömürgelerde elde ettikleri deneyimleri kendi ülkelerinde de uygulayacaklardır.
Emperyalist anlayışın Avrupa’ya geri dönüşünün en felaket yanını oluşturan unsur, emperyalizmin siyasi örgütlenmesidir. Bir ilkesi ırk, diğeri ise yabancı tahakkümün bir ilkesi olarak bürokrasidir. Irk ulusu, bürokrasi ise yönetimi ikame etmiştir. Almanya’da ırk düşüncesinde doğal yasalarına sahip organik bir tarih öğretisi, yüzyılın sonunda doğal yazgısı dünyayı yönetmek olan süper insanın grotesk bir sureti çıkmıştır. (Arendt ’e göre ırk düşüncesi yer yüzünde var olmasaydı, ırkçılığı emperyalistlerin yine icat edeceği aşikardı).
.png)
Boerlerin (Afrika kıtasına yerleşen Hollandalılar) köleliği vahşi halkın ‘’ evcilleştirilmesi’’ olarak tarif etmesine değinmiştir. Boerler bu insanların aynı insan türüne dahil olmayacağı hükmünü getirmiştir. Avrupalılar bu insanları katlederlerken cinayet işlediklerinin farkında değillerdi. İnsan ve insan olmayan arasındaki ayrım, mazeretleri olacaktı. Afrikalıların katledilmesi, hukuki, ahlaki, bireysel özelliklerinden soyutlanmış, toplama kamplarındaki insanların katledilmesini çağrıştırır. Karanlığın Yüreği (Joseph Conrad) meşhur kahramanı Kurtz’un ‘’bütün vahşileri yok edin’’ emri 1933 ile 1945 arasında Avrupalılar tarafından Avrupalılara, Yahudilere uygulanmıştır. Kurtz, Nazi karakterinde gerçekliğe dönüşmüştür. Kısacası, Afrika’da olanlar Avrupa’da mutlak tahakkümün ve kitlesel kıyımların daha kolay mümkün olduğu bir değerler sisteminin yaratılmasına öncülük etmiştir.
.png)
Belçika Kongo’suna ve Almanların Güneybatı Afrika’da Hererolara karşı giriştiği 1904 tarihli soykırım vardır. Güneybatı Afrika’da etkin rol oynayan bazı kişiler daha sonra Nazi ırk politikalarını gelişmelerinde gelişmesinde etkili olmuşlardır. Bunlar içinde Herman Goering’in babası, bilim adamı Eugen Fischer ve sosyal bilimci Paul Rorhbach vardır.
Totalitarizmi meydana getiren unsurlar şunlardır: Anti-semitizm, ulus-devletin çöküşü, ırkçılık, genişleme, sermaye ve ayak takımı arasında kurulan ittifak. Anti-semitizm Naziler tarafından sadece bütün unsurların totaliter bir bütün oluşturması amacıyla birleştirici, katalizör olarak kullanıldığı belirtilmektedir. Dolayısıyla, anti-semitizm, totalitarizmin ortaya çıkışında asıl değil fer-i faildir.
Totalitarizmi meydana getiren unsurlar şunlardır: Anti-semitizm, ulus-devletin çöküşü, ırkçılık, genişleme, sermaye ve ayak takımı arasında kurulan ittifak. Anti-semitizm Naziler tarafından sadece bütün unsurların totaliter bir bütün oluşturması amacıyla birleştirici, katalizör olarak kullanıldığı belirtilmektedir. Dolayısıyla, anti-semitizm, totalitarizmin ortaya çıkışında asıl değil fer-i faildir.
.png)
Arendt, Siyonistlerin ebedi anti-semitizm fikrini, yani anti-semitizmin her zaman var olduğunu ve sonsuza kadar var olacağı düşüncesini kabul etmez. Modern semitizmle din kaynaklı Yahudi nefreti birbirinden faklıdır. Yahudilerin iktidarsızlığından hareket ederek, onların modern politikada oynadıkları rolü günah keçisi olmalarına bağlayan hipotezi de yanlışlar, çünkü bu kurama göre, başka bir grubun Nazilerin nefret nesnesi olması mümkündür, ayrıca bu kuram kurbanın masum olduğu düşüncesini içinde taşır. Diğer kabul etmediği, anti-semitizmin rastlantı eseri Nazilerin politik ve ekonomik çıkarları için kullandıkları bir bahane olmasıdır.
Arendt, Nazi ve pan-hareketlerinin anti-semitizm altında Yahudilere duydukları hayranlığın ve onları taklit etme isteği yattığını belirler. Nazilerin ırksal üstünlüğü Yahudilerin seçilmiş ırk olmasına benzer. Yahudilerin, pan hareketlerin özendiği gibi kendilerini sınırlayan bir ülkeleri ve devletleri yoktur. Siyon Bilgelerinin protokollerine göre, gizli emellere sahiptir ve bu emellerine ulaşmak için entrikalar peşindedir. Yahudilerin sıralanan sözde özellikleri gerçekten de Nazilerin duyduğu büyük güce gönderme yapmaktadır.
Arendt, Yahudilerin felakete uğramaları açısından merkezi duruma sürüklenmelerini ulus-devletin kaderiyle paralel bir biçimde ele alır. Zengin Yahudiler, ulus-devletlerin ortaya çıkışına finansal destek sağladıklarından, ulus devletle özdeşleştirilmişlerdir.
Arendt, Nazi ve pan-hareketlerinin anti-semitizm altında Yahudilere duydukları hayranlığın ve onları taklit etme isteği yattığını belirler. Nazilerin ırksal üstünlüğü Yahudilerin seçilmiş ırk olmasına benzer. Yahudilerin, pan hareketlerin özendiği gibi kendilerini sınırlayan bir ülkeleri ve devletleri yoktur. Siyon Bilgelerinin protokollerine göre, gizli emellere sahiptir ve bu emellerine ulaşmak için entrikalar peşindedir. Yahudilerin sıralanan sözde özellikleri gerçekten de Nazilerin duyduğu büyük güce gönderme yapmaktadır.
Arendt, Yahudilerin felakete uğramaları açısından merkezi duruma sürüklenmelerini ulus-devletin kaderiyle paralel bir biçimde ele alır. Zengin Yahudiler, ulus-devletlerin ortaya çıkışına finansal destek sağladıklarından, ulus devletle özdeşleştirilmişlerdir.
.png)
Ulus -devlet yapısı on dokuzuncu yüzyılın sonunda saldırıya uğrayınca ise Yahudiler politik statükonun temsilcisi kabul edildikleri için saldırıya uğramışlardır. Aynı zamanda, bu dönemde sermaye aşırı ölçüde arttığından artık Yahudi sermayesine gereksinim duyulmamaktadır, böylelikle Yahudiler uluslararası finansör ve politik arabulucu rollerini kaybederek savunmasız duruma düşmüşlerdir. Yahudilerin gerçekteki zayıflıklarıyla düşmanların gözündeki, dünyayı ele geçirmeye hazırlanan azılı halk imgesi tamamen birbirine zıttır.
Arendt’e göre antsemitizmin ortaya çıkışlarından bir diğeri, Avrupa Yahudilerinin politik deneyiminden ve politik direnme gücünde yoksun oluşlarıdır. Yahudiler arasında sosyal sınıf atlayarak Yahudi olmayanlar arasında kendini kabul ettirmek yaygın bir hal almıştır. Bu aynı toplum üzerinde öne geçme arzusu, aynı toplum içerisinde eşit haklara sahip olma mücadelesinin önüne geçmiştir. Bu kavramlar eşiğinde, aslında anti-semitizmin ortaya çıkışında Yahudilerin rolünü vurgulamaktadır.
Totalitarizmle ortaya çıkan pratikler bugün bütün geleneksel dışındadır ve önceden edinmiş siyasi düşünce ve ahlaki yargı standartlarını paramparça etmektedir. Totaliter hareketler sınıfları değil, kitleleri örgütlemeye çalışır, çünkü sınıf yapısına dayanan politik anlayışlar toplumsal sınıfın üstünde politika yaparlar, oysa totalitarizm insanların çıkarlarından arındığı bir yapıyı ifade eder. Büyük bir nüfus yapısına sahip olmayan ülkenin totaliter hareketler arkasındaki kitlenin sayısal desteğine ihtiyaç duyar. Nazilerin savaş başındaki zalimlikleri Rusların gerisinde kalmıştır. Alman halkının nüfusu yeterli değildir. Ancak savaş sırasında büyük nüfuslu yerleri işgal etmesi ve toplama kamplarının kurulması sonucunda Almanya geçek bir totaliter yönetime sahip olmuştur.
Arendt için modern politikada Machiavelli’den beri çıkarın önemi vardır. Kitle toplumun çıkardan arınmış hali, toplumsal ilişkilerden izolasyonu doğurur, totaliter propagandanın etkisine açık hale gelirler. Berktay ‘’Gerçek bireysel kimliğin yok olduğu bu toplumda, kişilerin bir yerlere ait olma arzularını, üyelerden mutlak itaat ve sadakat talep eden totaliter hareketler karşılar. Bunlar kitle insanına bir yapı ve aidiyet kazandırarak onu demirden bir bağ ile kendilerine bağlarlar’’
Kitleler çıkarsızlığı, Nazilerin nasıl olup da önemli sanatçı ve entelektüellerinin desteğini aldıkları cevabını vermektedir. Avrupa elitlerinin burjuva toplumuna karşı nefreti, burjuva toplumunu yıkmayı vaat eden Nazilere destek vermelerine neden olmuştur. Burjuvazinin ikiyüzlü ahlakına karşı şiddeti ve zalimliği açıkça destekleyen totaliter liderlerin sözde dürüstlüğü, elitlerin bu hareketlere destek verme sebebidir. Arendt, totalitalizm hareketli yapısının yalnızca ayaktakımına ve elitlere çekici gelebileceğini, Kitlelerin ise propaganda yoluyla kazanılması gerektiğini belirtir. Burada önemli olan, kitlelere asla yanılmayacak, her zaman, her şartta doğrulanacak bir cennet vaat etmektir. Propaganda sayesinde kitleler dış dünyanın gerçekliğinden totaliter yönetiminin kurgusal dünyasına geçiş yaparlar. Totaliter hareketlerin yaptığı endoktrinasyondur. Endoktrinasyon(Endoktrinasyon ya da öğretilendirme katiyen eleştiri ve tartışma kabul etmeyen bir öğreti biçimidir. Bu öğretide insanlar manipüle edilerek, belirli seçimler yapmaya ve belirli ideolojik amaçları takip etmeye zorlanır) ve terör birleştiğinde totaliter hareketlerin dış dünya ile bağlantıları kopar.
Dünyayı Yahudilerin ele geçirdiği, emperyalistlerin bütün dünyayı yönettiği, Masonların bütün kötülüklerden sorumlu olduğu, ya da 300 ailenin her şeye sahip olduğu yollu propagandaların saçmalığı gerçeklerden kopukluğu ortadadır. Kitleleri kendilerinin bir parçasını oluşturdukları sistemin tutarlığı ikna edebilmektedir.
Totaliter yöntemler, eylem ve organizasyon bakımından bakıldığında, tamamen yeni bir olgudur. Kuramsal olarak hiçbir yenilik getirmemişlerdir. Ne Hitler ne de Stalin ardında ciddiye alınacak bir kurum bırakmıştır.
Hareketin katmanları içindeki herkes lider tarafından atanırken, aynı zamanda onun yürüyen, kanlı canlı bedenidir. Adolf Eichmann’ın zihninde var olan, Kant’ın çarpıtılmış kategorik emri ile liderin örgütlenme içindeki yerini göstermektedir. Kant’ın Pratik Aklın Eleştirisini okuduğunu ve hayatını Kant’ın kategorik emrine göre düzenlediğini belirtmiştir. Nihai çözümü uygulamakla görevlendirildiği Kant’ın ilkelerine uygun yaşamayı bıraktığını belirtir. Arendt’in belirttiği gibi, Kant’ın felsefesinde kişinin eylemlerini formüle ederken dayandığı kaynak akıldır, fakat Pratik akıl Eichmann’ın gündelik kullanımında Führer’in iradesine indirgenmiştir.
‘’Bir gün gelecek Almanya’da hukukçu olmak utanılacak bir şey kabul edilecektir’’ Hitlerin sözü.
Totaliter tahakkümün amacı toplumu değiştirmek değil, insanın doğasını değiştirmektir. Toplama kampları bu işlevin test edildiği, insan doğasının değiştirilmeye çalışıldığı laboratuvarlardır. Bu konu yalnız Yahudileri ilgilendirmez, tüm insanları ilgilendirmektedir.
Batı felsefe geleneği kötülük kavramını gerektiği gibi ele almamıştır, aynı eksiklik Hıristiyan ilahiyatı açısından da geçerlidir. Zira dinlerin kötü imgesini çağrıştıran şeytan da meleklerden biridir. Arendt, düşünürlerin kötülüğü ele alışlarını iyilik üzerinden yapmalarını yadsımaktadır. Ne Tanrı ne Evren ne de Tarih içinde kötülük barındırır. Arendt Hegel ve Marks’ın diyalektik anlayışını eleştirirken, bu önyargıyı dile getirir ‘’ Şer hayrın menfi tarzından biri değildir, şerden hayır çıkabilir, kısacası şer, kendini gizleyen geçici bir dışavurumundan başka bir şey değildir’’. Ne var ki, Geist’la (Tin. Hegel, Mutlak Zihnin, Geist'in özüne, insan aklı tarafından nüfuz edildiğine inanır, çünkü Mutlak Zihin, insan aklının işleyişinde olduğu kadar, doğada da açığa çıkar. Yani, Geist kendisini Hegel'e göre, doğada ve insan aklında ifade eder.) gerçekliğin eşitliği ve kötülükle iyiliğin uyumlu ancak radikal kötülük ortaya çıkana kadar gerçekliğini koruyabilir. Arendt’in sözleriyle ‘’Kim toplama kamplarının gerçekliğiyle kendini bağdaştırmaya cesaret edebilir ya da tez-antitez-sentez oyunu oynayarak buradan bir anlam çıkarabilir’’.
Batı felsefesi geleneğinde sadece bir düşünürü kötülük üstüne düşünmek açısından diğerlerinden ayırdığı kişi Kant’tır. Kant, radikal kötülük kavramını Aklın Sınırları İçinde Din adlı kitabında ele alır. Kant kötülüğü kavram olarak ortaya koymuştur, fakat bunu gerçeklendirebilecek somut deneyimden yoksundur. Bu kötülüğü ‘’Sapkın ve Hastalıklı İrade’’ kavramını koyarak rasyonilize etmiştir.
Arendt’e göre radikal kötülük insanların fuzuli hale getirilmesidir. Belli bir süreç içinde ortaya çıkar. İnsanlık Durumu kitabında ‘’İnsan doğası ya da insanlığın özü ancak Tanrı tarafından bilinebilir. İnsanlar ise kendi gölgelerini aşarak kendi özlerini keşfedemezler’’. Mülteciler bütün dünya ülkeleri arasında fuzuli insanlardır ve ortadan kaldırılmaları kimseleri rahatsız etmemektedir.
.png)
Toplama kamplarında son halini bulan mutlak tahakküm sürecine giden yoldaki ilk aşama, insanların hukuki-politik kişiliklerinin yok edilmesidir.
İkinci aşama yaşayan cesetler haline getirilerek ahlaki kişiliklerinin yok edilişidir. İnsanlar arkadaşlarına ihanet etmek ile eşlerinin ve çocuklarının öldürülmesi arasında kaldıklarında yapacakların seçimin herhangi bir önemi kalmaz.
Raul Hilberg, Yahudilerin yok edilmesindeki süreci şöyle tanımlar:
a) Belli bir grubun tanımlanması
b) Boykotlar,
c) İşten çıkarmalar, Zorla çalıştırma
d) Mülklere el konması
e) Belli coğrafi alanlara bu kişilerin toplanması.
.png)
Diğer ülkelerin Yahudi mültecileri geri çevirmesi Holokost’un gerçekleşmesindeki en önemli nedenlerden biridir. Yapılan katliamın sadece tek bir ülkenin çılgınlığına indirgemenin ne kadar yanlış olduğunun göstergesidir. Olay bütün dünyanın gözü önünde gerçekleşmiştir. Maalesef Türkiye’nin bu konuda sorumluluğu bulunmaktadır. (Corry Guttstadt Türkiye-Yahudiler- Holokost). Tek tek istisnalar mevcuttur.
.png)
Japon konsolosu Chiune Sugihara (10.000 vize düzenlemiştir. Yarısı hayatta kalmayı başarmıştır).
.png)
Toplama kamplarında ölümle yaşam arasında gidip gelen, bireysellikleri ortadan kaldırılmış, insana benzeyen ama bildiğimiz anlamda olmayan varlıklara verilen ad Muselmann dır. (Mankurt: Cengiz Aytmatov ‘un romanı ‘’ Gün Olur Asra Bedel ‘’ Bu konu çok güzel işlenmiş. ET notu). Ayrıca Pavlov’un deneylerdeki köpeklere benzeyen varlıkların cisim bulmuş halidir. Kitap: Köpek Kalbi. Bulgakov. ET notu)
.png)
Arendt’e göre Yahudilerin ortadan kaldırılması, binlerce yıllık Yahudi halkının ortak dünyamıza karşı perspektifin, zenginliğin ortadan kaldırılmasıdır. Bütün politik görünümleri ortadan kaldırıldığı için insanlığa karşı işlenen suçtur.
Raphael Lemkin farklı ulusların dünya kültürüne yaptığı katkıyı vurgular. Yahudiler Einstein, Spinoza; Polonyalılar Kopernik ve Curie; Çekler Huss ve Dvorak, Yunanlılar Platon ve Sokrates; Ruslar Tolstoy, Shostakovich. Uluslar hukukun gruplara (etnik, ulusal, ırksal, dini) karşı işlenen suçları cezalandırması gerektiğini bildirir. Neticede, soykırım sözleşmesini ortaya çıkaran metin böyle oluşmuştur. Belirli bir grubu yok etme niyetiyle ortadan kaldırmak.
Arendt, insan grupları sadece kültürel temelde değerlendirilemez. Dünya kültürüne katkıda bulunmayan ülkelerin durumu ne olacaktır. İnsan grupları, etrafını insanileştirdikleri oranda değer kazanırlar.
Arendt, insanların değerini çoğul halde yapılan eylemde bulması ve bu çoğunluktan neşet eden eylemi bireysel temelde formüle etmesi, bahsedilen suçların teorik temellendirmesi için sağlam bir zemin teşkil eder.
.png)
Kaynak: (Karikatür Resim: extentialcomics) (Metin ve Resim Çeviri: googletranslate)
Paylaş:
SON YAZILAR
ETP Yangın Güvenliği Teknik Kılavuzlar Bölüm-3
07 Nisan 2026
Operasyonel Teknoloji (OT) için Sıfır Güven - Bölüm 3
06 Nisan 2026
Türkiye, Dünyanın En Az Gülümseyen Ülkesi!
05 Nisan 2026
E-BÜLTEN KAYIT
Güncel makalelerimizden haberdar olmak için e-bültene kayıt olun!
Güncel makalelerimizden haberdar olmak için e-bültene kayıt olun!

ETİK
KÜLTÜR & SANAT




























