ÖZGÜRLÜĞE YOLCULUK

ÖZGÜRLÜĞE YOLCULUK
M. Emin Atılgan
[Yayım Tarihi: 14 Aralık 2025]
Bu çalışmada özgürlüğün tarihsel süreçte çeşitli engelleri aşma yolundaki, inişli çıkışlı yolculuğundan bahsedeceğim. Bu yolculuk, yaşam süreciyle tek başına başa çıkamadığı için, aidiyetini ve sorumluluğunu bir güce / bir şeye / birilerine devretme ve geri alma çabasının yolculuğudur.
İnsanoğlunun tarıma başlamasından sonra elde ettiği fazla ürünün kayıt altına alınarak muhafaza edilme sürecinde; yazı, para, rakamlar ve aritmetik icat edilip bu gaye için kullanılmaya başlandı. Okuma yazma bilmek, muhafız din adamlarına, geçmişten gelen ve yeni bilgileri kalıcı şekilde kayıt altına alma olanağını sağladı. Din adamları ve dini kurumlar, ulaştıkları bilgi birikimi ile toplum üzerindeki etki ve otoritelerini daha üst seviyelere taşıdılar ve mal varlıklarını arttırdılar. Şehir, ülke, devlet yönetiminde gücü krallar ile paylaştılar. Sonrasında, Krallar dünyasal ve tanrısal güçleri ilahi bir hak olarak kimliklerinde birleştirdiler.
Uygarlık yolundaki adımlar; sistematik, düzenli ve daha hızlı atılmaya başlandı. İnsanlar arasında sınıflar oluşmaya başladı. Artık değer, toplumların uğruna savaştıkları cazibe unsuru oldu. Savaşlar; teknik ve teknolojileri geliştirdi. İnsanlar, doğa güçlerinin yanı sıra yönetimsel güçlerin yaratmaya başladığı baskı ve korku ile yüz yüze kaldı.
Düşünme ortamı zenginleşti, ancak insanlar kişisel hak ve yetkilerinin önemli bir kısmını yönetimlere devrettiler.
Atinalıların ekonomik zenginliği, gerek düşünürlerin, gerekse sanatkârların sıkıntıya düşmeden ve kısıtlanmadan yaratıcılık süreçlerini yaşamalarına olanak sağladı. Deniz ticareti için gittikleri şehirlerdeki kültürel zenginlikleri kendi ülkelerine taşıdılar. Atinalılar, dünyayı ve insanları gizemli aydınlanma terimleri ile değil, doğa yasaları ile açıklamaya giriştiler.

Düşünce Özgürlüğü ortamı özgür düşünceyi yeşertti.
Demokrasinin başlangıcı kabul edilen Atina dönemi, aynı zamanda “Efendi-köle” ayırımının da başlangıcı oldu. “İnsanlık, yönetmek için doğanlar ile yönetilmek üzere doğanlar olmak üzere ikiye ayrılır”, söylemi Aristo’nundu.
Zaman içerisinde, ticaretin gelişmesi, çeşitli uygarlıkların ortaya çıkması ve yazının çeşitlenmesi sonucunda bilgi, yavaş da olsa, yayıldı. İskenderiye kütüphanesi, Yunan düşünürlerinin eserlerinin de katılması ile, gelecekteki bilimsel gelişmelerin temellerini oluşturacak bilgi hazinesine dönüştü.
Sonraki askeri monarşilerin tahakkümü altında ezilen Akdeniz dünyasının insanları, kendilerini kişisel yaşam sıkıntıları sırasında rahatlatabilecek, dünyanın tanrıcı yorumuna geri dönüşe başladılar.
Roma, Bizans ve sonra Roma-Germen imparatorlukları döneminde bilginin yayılması yavaşladı. Bu dönemde, Avrupa’da bilgi ve eğitim, kilise ve din adamlarının inhisarında kaldı. Toplum üzerinde dinsel kurumların otoritesi çok hızlı yükseldi. Kilise çok zenginleşti. KATOLİK kilise kurumu, zenginliğinin giderek ve katlanarak artması için düşünce özgürlüğü ortamını engelledi, yasakladı.
SORGULAMADAN YAŞA, BİLGİ GÜNAHTIR….
Akıl dinin, din de zulmün hizmetindeydi artık.
Özgürlük yolculuğu “esarete” dönüştü.
16. yüzyılda Avrupa; deniz aşırı keşifler sonucu sömürgelerinden elde ettiği maddi zenginliklere ilaveten, İskenderiye kütüphanesinden arta kalan eserlerin Latinceye tercümesiyle, sanat ve bilim sahasını zenginleştirdi. Kağıt ve diğer teknolojilerin Çin’den Avrupaya ulaşması ve özellikle matbaanın keşfi, bilim alanındaki gelişmenin ivmesini arttırdı ve bilimin yayılmasını sağladı.
RÖNESANS.
11-13 cü yüzyıllarda, İskenderiye kütüphanesi kitaplarının Arapçaya tercümeleri ve İpek Yolu ticaretinden elde edilen yüksek gelir, Taşkent, Isfahan ve diğer orta Asya İslam dünyasında, sanatkar ve bilim insanlarının rahat yaşamalarına, bilimin filizlenmesine yol açtı.
Demokrasinin başlangıcı kabul edilen Atina dönemi, aynı zamanda “Efendi-köle” ayırımının da başlangıcı oldu. “İnsanlık, yönetmek için doğanlar ile yönetilmek üzere doğanlar olmak üzere ikiye ayrılır”, söylemi Aristo’nundu.
Zaman içerisinde, ticaretin gelişmesi, çeşitli uygarlıkların ortaya çıkması ve yazının çeşitlenmesi sonucunda bilgi, yavaş da olsa, yayıldı. İskenderiye kütüphanesi, Yunan düşünürlerinin eserlerinin de katılması ile, gelecekteki bilimsel gelişmelerin temellerini oluşturacak bilgi hazinesine dönüştü.
Sonraki askeri monarşilerin tahakkümü altında ezilen Akdeniz dünyasının insanları, kendilerini kişisel yaşam sıkıntıları sırasında rahatlatabilecek, dünyanın tanrıcı yorumuna geri dönüşe başladılar.
Roma, Bizans ve sonra Roma-Germen imparatorlukları döneminde bilginin yayılması yavaşladı. Bu dönemde, Avrupa’da bilgi ve eğitim, kilise ve din adamlarının inhisarında kaldı. Toplum üzerinde dinsel kurumların otoritesi çok hızlı yükseldi. Kilise çok zenginleşti. KATOLİK kilise kurumu, zenginliğinin giderek ve katlanarak artması için düşünce özgürlüğü ortamını engelledi, yasakladı.
SORGULAMADAN YAŞA, BİLGİ GÜNAHTIR….
Akıl dinin, din de zulmün hizmetindeydi artık.
Özgürlük yolculuğu “esarete” dönüştü.
16. yüzyılda Avrupa; deniz aşırı keşifler sonucu sömürgelerinden elde ettiği maddi zenginliklere ilaveten, İskenderiye kütüphanesinden arta kalan eserlerin Latinceye tercümesiyle, sanat ve bilim sahasını zenginleştirdi. Kağıt ve diğer teknolojilerin Çin’den Avrupaya ulaşması ve özellikle matbaanın keşfi, bilim alanındaki gelişmenin ivmesini arttırdı ve bilimin yayılmasını sağladı.
RÖNESANS.
11-13 cü yüzyıllarda, İskenderiye kütüphanesi kitaplarının Arapçaya tercümeleri ve İpek Yolu ticaretinden elde edilen yüksek gelir, Taşkent, Isfahan ve diğer orta Asya İslam dünyasında, sanatkar ve bilim insanlarının rahat yaşamalarına, bilimin filizlenmesine yol açtı.

16. yüzyıldan itibaren, Orta Doğu ve Orta Asya’da ekonomik gelişmenin duraksaması buralarda toplumsal dönüşümü önledi. Sanat ve bilime verilen destek azaldı, bilgiye talep olmadı. Moğol istilası sırasında yazılı kültürel birikimler de yok edildi. Ortaçağ’da Katolik Kilisesinin yaptığı gibi, hakim zümre düşünce özgürlüğü ortamını engelledi. Doğa yasalarını göz ardı eden ve birey olarak kişiyi küçümseyen Doğu kültürleri durağan kaldı ve Aydınlanma süreci yaşanmadı.
Bu coğrafyada, Avrupa’da daha önce yaşanan karanlık çağın benzeri yaşanmaya ve dini otoritelerin, Devlet yöneticileri ile el ele, halen devam etmekte olan tahakkümü başladı.
DOĞUDAKİ KISITLI ÖZGÜRLÜK ESARETE DÖNÜŞTÜ.
Rönesans, bireyciliği ve bireysel özgürlüğü ortaya çıkarttı. Reform hareketi, Protestanlık ve Kalvinizm; kapitalizmin ortaya çıkışını filizlendirdi.
Hıristiyan dünyasında, 16. ve 17. yüzyıllarda, bin yıldır toplumda egemen olan ağır baskıcı kilise yönetimine ve öğretimine karşı uzun süren ve acı veren savaşlar başladı.
İngiltere ve Avrupanın bazı ülkelerinde Roma Katolik kilisesinin mal varlıklarına yönetimlerce el konuldu.
Sorgulama ve araştırmanın önemini yadsıyan, çocukta merak duygusunun körelmesine yol açan eğitim;
-Evreni ve insanı soruşturan,
-İnsanın araştırma yönünün gelişimine olanak sağlayan,
-Özgür düşünmenin toplumsal bir değer olarak yerleşmesini ve köklü bir kişilik özelliği olmasına imkan veren eğitim ve uygulamalara dönüşmeye başladı. Bu süreç yavaş ve uzun sürdü, hala da sürmekte...
Sonunda kilisenin egemenliği yıkılmaya; düşünce özgürlüğü ortamı tekrar oluşmaya ve özgür düşünebilme, dogmaları sorgulayabilme, özgür düşünce üretme çağı başladı.
Burjuvalarda, karı arttıracak yeni teknolojilerin bilimsel gelişmeler sonucunda ortaya çıkabileceği bilinci oluşmaya başladı. Bunun sonucunda, doğal olarak kilise-burjuva çıkar çatışması din-bilim çatışması şeklinde sahneye çıktı.
Sekülerlik, din- bilim çatışması kisvesi altında, burjuvaların istediklerini elde etmeleri sürecinde etkili oldu. Sonucunda dünyevi güç ile tanrısal güç ayrışmaya başladı.
ÖZGÜRLÜĞE DÖNÜŞ YOLCULUĞU tekrar başladı.
Kişi özgürlüğünü her şeyin önüne alan bir felsefe, ekonomi ve siyasal düşünce akımı, “Liberalizm” yeşerdi. Bu akımda, toplumun örgütlenmesinde kişisel özgürlükler temel prensiptir. Kişi özgürlüklerine ve ekonomik hayata devletin müdahalesinin en alt düzeyde olması hedeflenir. Paradan para kazanma devri başladı.

Kaynak: "Londra Demir Ticaret Borsası" editörü Samuel Griffiths, Kısıtlama yok, Wikimedia Commons
Avrupa’da, bireysel girişimcilik ve sermayecilik ruhu, aydınlanmanın ve onu izleyen Fransız devrimi ve Endüstri devriminin alt yapısını hazırladı.
Aydınlanma, aklın batıldan ve bağnazlıktan kurtulma yolunu açarak, düşüncenin onu tutsak edenlere karşı ÖZGÜRLÜK savaşımında kazandığı büyük zafer oldu.
Endüstri devrimi sonrası, bazı kimselerin gelir ve yaşam düzeyi, tarih boyunca görülmemiş derecelerde yükseldi. Ancak, çoğunluk ise bu gelişmelerden ve dönüşümden payını ters orantılı aldı, sefaletin içine daha da battı. Fransız devrimi ile bireysel özgürlük yeni bir içerik kazandı, toplumlar eski rejim bağlarından kurtuldular ve bireyler ekonomi, siyaset ve sanat alanlarına, yetenekleri elverdiğince, girme özgürlüğüne kavuştular.
Gelişen kapitalizmin getirdiği zenginliğin bilimi desteklemesi, kentleşme ve ulus devletlerin oluşması, eğitimdeki yeni anlayış sonucunda, dinin etki ve otoritesi iyice zayıfladı. Bu bilimin gelişme hızını arttırdı ve dinden uzaklaşmayı, hatta Ateizm in doğuşunu, başlattı.
ÖZGÜRLÜĞE HIZLI GİDİŞ ????
Evrim kuramı doğa bilimlerini toplum bilimlerine bağladı ve bilim zihinsel olarak özgürleşmenin anahtarı oldu.
İnsanın biyolojik evrimi yüz binlerce yıl aldı. Son 150 yılda, beslenme ve tıp alanındaki gelişmeler fizyolojik evrimimizi; yeni eğitim metodları, teknolojik araçlar ve bilgisayar teknolojisi konusundaki gelişmeler ise zihinsel gelişimimizi çok hızlandırdı. İşsizlik azaldı, kitlesel açlık kalmadı ve insan ömrü uzadı. Doğal kaynaklar, emek, bilgi ve kapitali birleştiren insan; doğayı kontrol altına almaya başlayıp, yaşam ve teknolojide mucizevi gelişmeler gerçekleştirdi.
Ancak insan, doğasındaki bencillik, iştah, hırs ve doyumsuzluk nedeniyle, elde ettiği bilgileri ve başardığı bilimsel ve teknolojik aşamayı; yaşama iyi niyetli, ölçülü ve dengeli uygulayamadı. Doğanın sırlarını öğrenme ve bilgilenme girişimini amacından saptırıp kendi egosuna ve güçsüz yanlarına alet etti.
Sonrasında insanın daha fazla kazanıp güç sahibi olmak istem, hırs ve bencilliği artık “kurumsal” hale geldi. Yaşamımıza çeşitli yönlerden olumlu katkıları olan nükleer güç, bazı devletler tarafından, 70 yıldır tüm insanların yaşamına korku salmakta kullanıldı ve kullanılmaktadır.
Daha önce insanların özgürlüklerini kısıtlayan güçler de kurumsal güçlerdi: Devlet, Kilise, dini otoriteler, ordu, aristokrasi. Farklılık; bu kurumların insanları mevcudu kabullenmeye zorlaması, yeni kurumsal gücün ise insanları her şeyin daha fazlasını istemeye yöneltmesidir.
Hızlı gelişen “Küreselleşme” özel şirketlerde çok büyük kapital birikimlerine yol açtı ve bu küresel şirketler daha önce devlet kurumları tarafından yapılan araştırma ve geliştirmeye kaynak ayırmaya başladı. Bunun sonucunda bireyler TÜKETİCİ’ ye dönüşmeye başladı. Eğitim kapitalin kontrolu altına girdi. Bilimsel araştırmalar ise bu dönüşümü hızlandıracak şekilde şirketlerce yönlendirilmeye başlandı.
Yeni düzen, kendinden başka hiçbir şeyi umursamaz bir tavır içerisinde, yerküreyi ve üzerindeki bitki ve hayvan türlerinin yaşamlarını, doğayı, sanki her şey onun yararına ve mutluluğuna hizmet için yaratılmış gibi, kendi çıkarına sömürdü.
“İnsan için en iyi olan nedir” sorusu yerini “sistemin gelişmesi için gereken ve iyi olan şey nedir” sorusuna bıraktı.
Bilim insanı, bağımsızlık ve özgünlüğünü; bilim insanları topluluğu ise, karşınlık ve özgürlük özelliklerini, büyük oranda, şirketlere teslim ettiler. Kar tutkusu uluslararası şirketlerde kurumsallaştı.
Bu gelişmeler; sınıflar arasındaki gelir ve kültür farklılığını “Uçuruma” dönüştürmeye başladı. Acaba tarih boyunca geçerli olan ve ancak 19. yüzyılda yasaklanan, “KÖLELİK” artık kendi istenç ve teslimiyetimizle tekrar su yüzüne mi çıkıyor?
.png)
ÖZGÜRLÜKTEN KÖLELİĞE TEKRAR DÖNÜŞMÜ ???
20. yüzyılın ortalarından itibaren akıl özgürlük arayışını, siyasal otoritelere ve onların dogmalarına yöneltti.
Adalet, vicdan ve ahlak, özetle “insancıllık” konusundaki gelişmeler; hırs, tutkular ve bencilliğin baskısı altında kaplumbağa hızıyla ilerledi. Soyut olan erdemleri ve sevgiyi; kalbimize ve yüreğimize gömerek sakladık, aynen Hint mitolojisinde Brahma’nın söylediği gibi. Kalbimiz ve yüreğimize gömdüklerimizi ortaya çıkartıp geliştirmenin uygun yöntemlerini bulamadık. Bunlar roman ve sinema filmlerine bolca konu oldular. Bilimde büyük aşamalar kaydeden insanoğlu, bu konuda neden yeterince başarılı olamadı?
.png)
Aslında, özgürleşmek yalnızca bilimsel bilgi ve yöntemi kullanarak aklımızı özgürleştirmektenmi ibaret ? yoksa yukarıda sayılan erdemlerle bütünleşen AKLI, yani BENLİĞİMİZİ özgürleştirmek
değimli ?
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Anayasa, hukuk düzeni ve bunların uygulanmasını sağlayacak kurumlar, bireysel ve toplumsal özgürlük yolundaki engelleri aşmakta çok yenidir.
Gelecekte de özgürlüğe yolculukta birbirinden daha güçlü engellerle çatışılacaktır.
Kendini, insanı, doğayı, evreni sorgulamayan, merak duygusu sönük, biricikliğinin ayırdında olamayan yazgıcı bireylerin çoğunlukta olduğu bir toplumda benlik, özerklik, özgür seçim, birey olma, düşünme/düşünce özgürlüğü gibi kavramlar soyut kalmakta, toplumsal değer olarak ağırlık taşımamaktadır.
Biraz da içsel engellerimizden bahsetmekte yarar yokmu:
Bir Osho öyküsü:
“Bir özgürlük savaşçısı dağlarda seyahat ediyordu. Gece için bir kervansarayda kaldı. Altın bir kafeste sürekli “Özgürlük! Özgürlük!” diye tekrar eden güzel bir papağan görünce şaşırdı.

Gecenin bir yarısında uyanıp kafesin kapısını açtı. Sahibi derin uykudaydı ve o papağana sessizce “Şimdi çık dışarı” dedi. Ancak papağanın kafesin çubuklarına sıkı sıkı tutunduğunu görünce şaşırdı. Ona tekrar tekrar “Özgürlüğü unuttun mu? Hadi dışarı çık! Kapı açık ve sahibin uykuya dalmış durumda; kimse asla bilemeyecek. Sen sadece gökyüzüne uç; tüm gökyüzü senindir” dedi. Fakat papağan öyle güçlü ve öyle sıkı bir şekilde tutunuyordu ki “Sorun nedir? Delirdin mi?” dedi. Papağanı kendi elleriyle almaya çalıştı ama papağan onu gagalıyordu ve aynı zamanda da “Özgürlük! Özgürlük!” diye bağırıyordu.
Papağanı dışarı çekti ve gökyüzüne fırlattı; elleri acısa da tatmin olmuştu. Papağan ona mümkün olduğunca çok büyük bir güçle saldırmıştı ama adam bir ruhu özgürleştirdiği için son derece tatmin olmuştu. Uyumaya gitti. Sabahleyin uyanırken papağanı “Özgürlük! Özgürlük!” diye bağırırken duydu. Belki de papağan bir ağacın üzerinde ya da bir kayanın üzerinde duruyordur diye düşündü. Ancak dışarı çıktığında papağan kafesin içinde oturuyordu. Kapı açıktı…
Özgür olmak isteyebilirsin ama kafesin belli güvenceleri vardır, güvenliği vardır. Senin gücün, senin zenginliğin, senin saygınlığın; bunların hepsi senin kafeslerindir. Ruhun özgür olmak ister ancak özgürlük tehlikelidir. Özgürlüğün sigortası yoktur. Özgürlüğün güvenliği, güvencesi yoktur. Özgürlük bıçak sırtında yürümektir; her an tehlikede, kendi yolunda savaşarak. Her an bilinmeyenden bir meydan okumadır. Bazen çok sıcaktır ve bazen de çok soğuktur. Ve sana bakacak hiç kimse yoktur. Kafeste sorumlu olan sahibindir.
Özgürlük muazzam bir sorumluluk demektir; sen tek başınasın ve kendinlesin…
Korku eskiye tutsak eder, umut özgür kılar!”
Papağanı dışarı çekti ve gökyüzüne fırlattı; elleri acısa da tatmin olmuştu. Papağan ona mümkün olduğunca çok büyük bir güçle saldırmıştı ama adam bir ruhu özgürleştirdiği için son derece tatmin olmuştu. Uyumaya gitti. Sabahleyin uyanırken papağanı “Özgürlük! Özgürlük!” diye bağırırken duydu. Belki de papağan bir ağacın üzerinde ya da bir kayanın üzerinde duruyordur diye düşündü. Ancak dışarı çıktığında papağan kafesin içinde oturuyordu. Kapı açıktı…
Özgür olmak isteyebilirsin ama kafesin belli güvenceleri vardır, güvenliği vardır. Senin gücün, senin zenginliğin, senin saygınlığın; bunların hepsi senin kafeslerindir. Ruhun özgür olmak ister ancak özgürlük tehlikelidir. Özgürlüğün sigortası yoktur. Özgürlüğün güvenliği, güvencesi yoktur. Özgürlük bıçak sırtında yürümektir; her an tehlikede, kendi yolunda savaşarak. Her an bilinmeyenden bir meydan okumadır. Bazen çok sıcaktır ve bazen de çok soğuktur. Ve sana bakacak hiç kimse yoktur. Kafeste sorumlu olan sahibindir.
Özgürlük muazzam bir sorumluluk demektir; sen tek başınasın ve kendinlesin…
Korku eskiye tutsak eder, umut özgür kılar!”

“ÖzgürlükYolculuğu”na çıkanlar, ilk çağlardan beri toplumun çok küçük bir kesimi idi. 19. yüzyılın sonuna kadar kadınlar için özgürlük konu bile edilmezdi. Fransız devrimi İnsan Hakları Bildirgesi, yüz yıl sonra, 19. yüzyıl sonunda, kadınları da içine alacak biçimde genişletildi.
Özgürlüğe yolculuğun 2017 yılına kadar olan bölümünü özetlemeyi denedim.
Bu konu ile ilgili gelecek öngörülerini gençlere bırakıyorum.
M.Emin Atılgan
Kaynakça
- Dünya tarihi Prof. William H. Mc. Neil
- İlerlemenin kısa tarihi Ronald Wright
- Kısa 20. Yüzyıl Eric Hobsbawm
- Başlangıçta bilgisizlik ve korku vardı Düşünmenin öyküsü Sabri Şatır
- Özerk benlik kul benlik biat toplumunun ruhsal kökenleri Prof. Orhan Öztürk
- Sahip Olmak Ya Da Olmak Erich Fromm
- Özgürlükten kaçış Erich Fromm
Paylaş:
SON YAZILAR
ETP Yangın Güvenliği Teknik Kılavuzlar Bölüm-3
07 Nisan 2026
Operasyonel Teknoloji (OT) için Sıfır Güven - Bölüm 3
06 Nisan 2026
Türkiye, Dünyanın En Az Gülümseyen Ülkesi!
05 Nisan 2026
E-BÜLTEN KAYIT
Güncel makalelerimizden haberdar olmak için e-bültene kayıt olun!
Güncel makalelerimizden haberdar olmak için e-bültene kayıt olun!

ETİK
KÜLTÜR & SANAT




























