×

Işık Kirliliğine Farklı Bir Bakış: Yeni Kavramlar Yeni Konular Bölüm-3


Işık Kirliliğine Farklı Bir Bakış
Yeni Kavramlar Yeni Konular
 Bölüm-3
Güvenlik Algısı ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği


Bülent Aslan 


[Yayım Tarihi: 28 Ağustos 2025]


Bu yazı, ilk olarak 21 Temmuz 2025 tarihinde Bilim Akademisi’nin popüler bilim yayını olan SARKAÇ Dergisi internet sitesinde yayınlanmıştır.

https://sarkac.org/2025/07/isik-kirliligine-farkli-bir-bakis-iii-guvenlik-algisi-ve-toplumsal-cinsiyet-esitligi/



Işık kirliliği genellikle teknik bir sorun olarak ele alınır ve ışık kirliliğine kötü tasarlanmış sokak lambaları ya da aşırı gece aydınlatmaları örnek gösterilir, yapay ışığın ekosistemler ve insan sağlığı üzerindeki etkilerinden söz edilir. Bunların önemini inkâr etmeden, kültürel pratikler ve toplumsal dinamikler üzerindeki daha geniş etkilerin de tartışılması gerektiğini düşündüğümüz için “Işık Kirliliğine Farklı Bir Bakış: Yeni Kavramlar, Yeni Konular” başlıklı bu yazı dizisini hazırladık. İlk yazıda, nesillerarası çevresel hafıza kaybı ve azalan doğa deneyimi gibi kavramların ışık kirliliği perspektifinden değerlendirilmesinin getireceği zenginliği ele aldık. İkinci yazıda ise, yapay aydınlatmaların aslında o kadar da masum olmayabileceğine dikkat çekerek, ışık adaleti ve insani değerler bakımından karanlığın önemine vurgu yaptık. Serinin bu üçüncü ve son bölümünde ise güvenlik algısı – aydınlatma ilişkisine ve ışık kirliliğinin toplumsal cinsiyetle olan bağlarına odaklanıyoruz.

Dış alan aydınlatmaları söz konusu olduğunda, “enerji tasarrufu sağlayan LED sokak aydınlatmaları”, “akıllı şehirlerde akıllı sokak aydınlatmaları”, “enerji verimli bahçe ve dış mekân aydınlatmaları” gibi çok sayıda başlıkla karşılaşıyoruz artık ve şaşırmıyoruz. Yani “enerji tasarrufu/verimliliği” vurgusunun albenisi epeyce yüksek! Ancak göz ardı edilen bir gerçek var ki onu da burada söyleyelim; toplumları yaşanabilir kılan şey, yalnızca enerji verimli aydınlatmalar değil, asıl olarak o ışıkların altında bir araya gelen insanlardır. Çünkü, insanların korku ve güvenlik hisleri, şehirle ilişkilenme şekillerini belli eder. Bu anlamda, sokak aydınlatmaları, genellikle karanlıkta güvenlik algısını etkileyen en önemli çevresel özellik olarak kabul edilse de gerekli ışık kalitesi ve bunun güvenlik hissi üzerindeki etkisine dair bilgiler hâlâ yetersizdir.

 

 


Işık ve gece güvenliği: Algı mı, gerçek mi?

Bu yazının hedeflediği ana temaya hazırlık mahiyetinde kısaca gece güvenliği konusundan bahsedelim. Dış alan aydınlatmalarının trafik ve yaya güvenliğini artırdığı, gece işlenen suçlarda caydırıcı etkisi olduğu veya suçları önlediği inancı yaygındır. Yani gece sokak ışıklarında meydana gelecek bir azalmanın trafik kazalarını, suçu ve suç işleneceğine dair korkuyu arttıracağı endişesi vardır. “İnanç ve endişe” diyorum çünkü ilginç ve hatta bazılarına inanması zor gelecek ama dış alan aydınlatmalarının gece güvenliğini artırdığına dair bilimsel kanıtlarla tamamen desteklenen genel bir faydanın olmadığı görülmektedir. Aslında bu konu hakkında birçok çelişkili araştırma sonucu var: Bazı çalışmalar, hali hazırda var olan aydınlatmalara ek yaparak artırılan ışık miktarının o bölgede gece işlenen suçları ve yol kazalarını kısa vadede azalttığını söylerken (ki uzun vadede yeniden artış seyri olduğu söyleniyor) diğerleri bunun tersini göstermektedir. Başka çalışmalarsa, yapılan ek aydınlatmaların anlamlı hiçbir fark yaratmadığını raporluyor [1,2].

Söylediklerimizi somutlaştırmak için hep bahsettiğimiz iki örneğe burada da yer verelim: 2015 yılında İngiltere ve Galler’de 62 farklı bölgede yapılan inceleme sonuçları, yetkililerin ışık şiddetini azaltmaları, belli saatlerde kapatmaları ve hatta tamamen kapatmaları ya da düşük güç tüketen LED (beyaz ışık) lambalarıyla değiştirmeleri meydana gelen trafik kazalarını ve suç oranlarını etkilemediğini göstermiştir [3]. 2000 yılında Şikago Dış Alan Aydınlatma Projesi kapsamında yapılan çalışma ise, parlak aydınlatmaların yapıldığı yerlerle suç miktarının artması arasında bir ilişki olduğunu gösteriyor [4]. Veriler, ışığın gerçek bir suç önleyici etkisinin olmadığını ortaya koymaktadır. Parlak ve yoğun aydınlatmaların suç oranını düşürmediği, trafik ve yaya güvenliğini artırmadığı, aksine ciddi ışık kirliliğine neden olduğu ve gereksiz yere masraflı olduğu görülmektedir.

Bu nedenle, dış aydınlatmaların artırılmasının mevcut durumdan daha iyi ya da azaltılmasının daha kötü sonuçlar doğurup doğurmayacağı sorgulanmalıdır. Tahmin edersiniz ki bu tür çalışmaları tasarlamak, sonuçları değiştirebilecek tüm değişkenleri düzgün bir şekilde hesaba katmak son derece zordur. Her ne kadar bazı standartlarla belirlenmiş olsa da uygun aydınlatma seviyelerini burada bahsettiğimiz kapsamda öngörebilecek, aydınlatma parametreleri ve güvenlik arasında iyi tanımlanmış bir ilişki yoktur. Hele ki otonom araçların hızla yaygınlaşacağını gördüğümüz bu dönemde, özellikle trafik/yaya güvenliği ve yol aydınlatmaları konusunda bildiklerimizi gözden geçirmeye ve yeni bilgiler üretmeye ihtiyaç olduğu çok açık. Belki de sorunun kaynağı başka yerdedir; çözümü de bugüne kadar denendiği gibi yalnızca somut ve teknik yaklaşımlarla bulunacak bir yerde değildir. Bu durumda, işin antropolojik, sosyolojik ve psikolojik yönlerini ihmal etmemek, konuya yeni bir bakış açısı getirmek için bir gerekliliktir.

Bu noktada, yüksek aydınlatma seviyelerinin güvenlik hissini aynı oranda artırmadığını, konunun çok yönlü değerlendirilmesi gerektiğini gösteren 2020 yılında yapılan bir çalışmadan bahsetmek faydalı olacaktır [5]. İsrail’de üç farklı şehirde yapılan çalışma, kent sakinlerinin karanlıkta kendilerini güvende hissetmeleri için gereken aydınlatma seviyesinin her şehirde farklı olduğunu göstermektedir. Çalışma, bulguların doğru değerlendirilebilmesi için kentsel alanlar arasındaki farklılıkların dikkate alınması gerektiğini göstermesi bakımından önemlidir. Nispeten düşük sosyoekonomik statüye ve diğerlerinden biraz daha yüksek suç oranlarına sahip şehir sakinlerinin, diğer şehirlerde yaşayanlarla benzer seviyede güvenlik hissine ancak daha yüksek aydınlık seviyelerinde erişebildikleri görünüyor. Bununla birlikte, şehir sakinlerinin alışkın olduğu daha güçlü gün ışığı nedeniyle1 gece aydınlatmasını daha yüksek seviyede tercih etmelerinin muhtemel olduğu da vurgulanıyor. Ayrıca, makul düzeyde bir güvenlik hissi için gereken aydınlık seviyesinin üzerine çıkıldığında, güvenlik algısında yalnızca sınırlı bir artış gözlemleniyor. Sağlıklı bir güvenlik hissi yaratmak için gerekli olan gece aydınlatmasındaki bu farklılıklar, her yere uygulanan “tek tip çözüm” ilkesinin bir yanılgı olduğunu gösteriyor.

1
Bahsi geçen şehir Be’er Sheba, bir çöl şehri olarak nitelendiriliyor ve deniz kıyısına daha yakın olan diğer iki şehre kıyasla daha güçlü gün ışığına sahip olduğu belirtiliyor.
 

Resim kaynak:"Sokak lambasının altında bir adamın silüeti"-Vecteezy Free Photo


Işığın altındaki insanlar

Görünen o ki, fazla ışığın güvenliği arttırdığı inancını değiştirmek, iyi tasarlandığı takdirde az ışıkla çok güvenlik yaratılabilecek aydınlatmaların mümkün olduğunu anlatmak ve göstermek gerekiyor. Klişemizi tekrar edelim, ışığın altındaki insana odaklanmak gerekiyor. Çünkü, yapılan çalışmalar, sokak aydınlatmasının artırılması ya da azaltılmasının suç oranları üzerinde doğrudan bir etkisi olmadığını, ancak insanların davranışlarını ve güvenlik algılarını önemli ölçüde etkilediğini gösteriyor. Özellikle de kadınlar ve yaşlılarda! Dış alan aydınlatmaları çoğunlukla kısır bir bakış açısıyla ele alınıyor ve ihtiyaç farkları gözetilmeden herkesin kullanımına sunuluyor. Bunların toplumsal cinsiyet açısından yansız (nötr) olduğu varsayımı da ne yazık ki gerçeği yansıtmıyor. Özellikle kadınlar2, aydınlatmanın da içinde yer aldığı ekonomik ve sosyal etkenlerin yarattığı koşullar nedeniyle kamusal alanları özgürce kullanamıyor, buralardan (bilinçli ya da bilinçsiz) dışlanıyor ya da kendilerini dışlanmış hissedebiliyor. Yani, toplumun tüm bireylerinin erişim hakkına sahip olduğu ortak alanlarda kendilerini iyi ve güvende hissedemedikleri gibi topluma tam anlamıyla ait hissetmeleri de engelleniyor. Aslında, yaşlıları ve bazı engelli gruplarını da kırılgan topluluklar arasında değerlendirmemiz gerekiyor. Çünkü onlar da benzer zorluklarla karşılaşıyor, dışlanıyor ve süreçlerden benzer şekilde etkileniyorlar. Yazının bundan sonrası her ne kadar toplumsal cinsiyet teması etrafında gelişecek olsa da siz okurken olası dezavantajlı grupları düşünerek konuyu aklınızda genişletebilirsiniz.

2
Yazının geneli için, LGBTİ+ kişiler olarak genişletilerek okunabilir/okunmalıdır.



Resim kaynak:Artem Kovalev, Unsplash
 
Işıklar ve toplumsal cinsiyet

Kamusal alanların erkeklerle, özel alanların ise kadınlarla ilişkilendirilmesi, dış alanların genellikle erkek egemen bir anlayışla düzenlenmesine neden olmaktadır. Bu da kadınların özellikle gece saatlerinde dış alan kullanımlarını sınırlamaktadır. Son yıllarda çeşitli kadın örgütlerinin belediyelere sokak aydınlatmaları konusunda seslerini duyurması sonucunda ‘yaşadığı çevrede gece yalnız yürürken kendilerini güvende hissetme’ oranlarında iyileşme olduğu söylenmektedir/belirtilmektedir [6]. Buna rağmen, 2024 yılında Sosyal Demokrasi Vakfı (SODEV) tarafından yapılan araştırmaya göre gece yalnız yürüyen kadınların yüzde 74,7'si kendini güvende hissetmiyor3. Hatta, aynı araştırmaya göre, kadınların yüzde 83,9’u ‘kadınların sokakta güvende olmadığını’ söylüyor [7]. Bahsedilen iyileşmeden önceki oranları varın siz düşünün! Kadınların gece sokakta kendilerini güvende hissetmemelerine neden olan cinsiyet temelli şiddet, yaygın ve sistematik bir sorundur; bu durum kadınların korkmasına ve davranışlarını mevcut koşullara göre uyarlamasına neden olur ve bu da zamanla onların sokaktan uzaklaşmasına yol açar. Bundan kurtulmanın yolu ise, bu durumdan etkilenen öznelerin karar, tasarım ve uygulama (hayata geçirme) süreçlerine dâhil edilmesinden geçiyor. Belki ancak o zaman, bir grup erkeğin herkesin adına karar verdiği ve kapsayıcılıktan uzak uygulamaların hayata geçirildiği düzenin olumsuz etkilerinin azaltılması mümkün olabilir.

3
TÜİK’in açıkladığı verilere göre bu oran yüzde 43. Ancak kurum, bilimsel güvenilirliğini kaybettiği için SODEV’in sonuçlarının durum tespiti bakımından daha güvenilir olduğunu düşünüyorum.

2024’te ABD’nin Utah eyaletinde yapılan, konumuzla yakından bağlantılı bir çalışma var [8]: Güvenlik (ya da suça maruz kalma) kaygısının, çevremizdeki dünyaya bakışımızı ve onu deneyimleme biçimimizi etkilemesine ve bu durumun toplumsal cinsiyete dayalı olarak nasıl farklılık gösterdiğine dair oldukça dikkat çekici. Çalışmada, çoğunluğu üniversite öğrencisi olan 571 katılımcıya, şehirdeki dört farklı üniversite kampüsünden gündüz ve gece aydınlatmasıyla çekilmiş, farklı seviyelerde kapana kısılma hissi4 yaratan alanların fotoğrafları gösteriliyor. Katılımcılardan, fotoğraflarda gösterilen yerlerde yürüdüklerini hayal etmeleri ve bu esnada algılarında öne çıkan öğeleri işaretlemeleri isteniyor. Analizler, kadın ve erkeklerin yürüme alanlarını değerlendirmelerinde farklı şeyler “gördüklerini” ve baktıkları şeylerin niteliğinin farklı olduğunu gösteriyor. Genel olarak kadın katılımcılar, yürüyüş yolunun dışındaki çalılıklar ve karanlık alanlar gibi bölgelere odaklanma eğilimindeyken, erkekler daha çok önlerindeki yola odaklanıyorlar. Özellikle kapana kısılma hissi yüksek ortamlarda ve gece saatlerinde, kadınların yürüyüş yolunun dışındaki alanları seçme eğilimleri artıyor. Bu durumun, özellikle yetersiz aydınlatılmış alanlarda cinsel taciz ve / veya saldırıların hedefinde olma korkusuyla ilgili daha geniş bir deneyimi yansıtıyor olabileceği belirtiliyor.

Yaklaşan kişinin yüzünü 10-15 metre mesafeden tanımaya imkân sağlayacak aydınlık seviyesi kadınların dikkat ettiği unsurların başında geliyor. Teknik olarak bu koşulun sağlanması zor değil: Işığın her yöne yayılmasını engelleyen perdeli aydınlatmaların kullanılması, gözde parlamaya (göz kamaşması) sebep olan, derin/koyu gölgeler yaratan ve gözün karanlık (düşük ışık miktarı) uyumunu etkileyecek şekilde aydınlık-karanlık dengesini bozan aydınlatmaların engellenmesi bu koşulu yaratır. Ancak şunu unutmamak gerekiyor; yukarıda bahsettiğimiz bulgular muhtemelen kadınların yaşamlarının diğer alanlarına da yayılan daha sistematik bir sorunu temsil ediyor. Yani, aydınlatmanın iyileştirilmesi tek başına sihirli bir çözüm olmayacaktır ama kapsamlı bir dönüşümün önemli bir parçası olabilir.


Sonuç olarak, gece yaya güvenliğini bireylerin gerçek yaşam deneyimleri üzerinden ve kırılgan gruplar odağında değerlendirmek, toplumsal ölçekte daha bütüncül bir yaklaşım için daha kapsayıcı olacaktır. Bu noktada, şehirlerin toplumsal cinsiyet eşitliği açısından nasıl tasarlandığını konu edinen feminist kentleşme5, ışık kirliliğini sadece teknik değil, aynı zamanda sosyal bir mesele olarak ele alma imkânı sunabilir. Nihayetinde bu iki kavram, kamusal alanların nasıl tasarlandığı, kullanıldığı ve deneyimlendiğine dair ortak endişeler üzerinden – özellikle eşitlik, görünürlük, güvenlik ve çevresel adalet konularında – birbirine bağlıdır. En azından bu yazı serisi, ışık kirliliğinin bu ilişkinin bir tarafı olmasına duyulan ihtiyaca vurgu yapmaya çalışıyor.

4 “Entrapment levels”. Kaçma olasılığının yüksek ya da düşük olduğu alanlar olarak da söylenebilir. Kapana kısılma hissi düşük olan yerler gerektiğinde kolayca kaçılabilen, yüksek olan yerler ise zor kaçılabilen yerlerdir.
5 “Feminist urbanism”. Feminist kentleşme kısaca, tüm cinsiyetler için eşit ve kapsayıcı şehirler yaratmak amacıyla feminist ilkeleri kentsel planlama ve tasarıma entegre eden bir çerçeve olarak tanımlanabilir.
 

Resim kaynak:https://studiotech.co.uk/

Yeni bir kamusal aydınlatma anlayışı

Sorunun çok yönlü ve karmaşık olduğunu unutmadan, var olan durumda sağlıklı bir iyileşme sağlanabilmesi için olası çözüm yolları sanıyorum ki farkındalık ve sorumluluk temelinde şekilleniyor. Bir yandan gece aydınlatma talep edenlerin tam olarak ne istediklerini bilmeleri, neyin kişileri güvenli hissettireceğini, neyin gerçekte daha güvenli bir ortam yaratacağını doğru anlamaları oldukça önemlidir. Diğer yandan da kamu otoriteleri, yükümlülüklerinin gereğini yerine getirmeli ve bunu yaparken de bilimsel bulgularla hareket etmelidir. Nihayetinde, “doğru” aydınlatmayı sağlamak, yetkililerin hem sorumluluğu hem de görevidir. En temelde bilinmesi gereken, güvende olma duygusunu belirleyen aydınlatmaların çok ışıkla yapılmasına dair yaklaşımın aslında daha güvensiz bir ortam yaratabileceğidir. Kamu otoriteleri, kadınları ve kırılgan grupları kamusal alanlardan uzaklaştıran mevcut uygulamalardan vazgeçerek, aydınlatma temelli kamusal alan hizmetlerinde yeni bir yaklaşım geliştirmelidir. Bireylerin ışık ve aydınlatmaya bağlı olarak hissettikleri güvende olma/olmama halinin sosyolojik temelleri anlaşılmaya çalışılmalıdır. Çözümler de bunlara uygun olarak alanında uzman aydınlatma tasarımcıların desteğiyle ve bölgesel farklar göz önüne alınarak hayata geçirilmelidir.

Yani aslında şehirlerde (ya da genel olarak dış alanlarda diyelim) ışık tasarımı/kullanımı için yeni bir anlatıya ihtiyaç vardır. Bu ihtiyaç, beraberinde şu sorulara da cevap vermeyi getiriyor: Aydınlatmalar kimin için yapılıyor? Kimin güvenliği ve konforu gözetiliyor?
 

Resim kaynak:Architecture Helper




Kaynaklar (metin içinde verilenler):

1. DarkSky International Raporu, “Artificial Light at Night: State of the Science 2024”
https://darksky.org/news/artificial-light-at-night-state-of-the-science-2024/
2. Yapılan farklı çalışmalar hakkında genel bilgi için Kaynak [1]’deki “Public Safety” bölümünde bahsedilen kaynaklara bakılabilir.
3. R. Steinbach, C. Perkins, L. Tompson, S. Johnson ve diğerleri; “The effect of reduced street lighting on road casualties and crime in England and Wales: controlled interrupted time series analysis”, Journal of Epidemiology & Community Health 69(11), 1118-1124 (2015)
4. E. N. Morrow, S. A. Hutton; “The Chicago Alley Lighting Project: Final Evaluation Report”, Illinoi Justace Criminal Information Authority (2000)
5. A. Svechkina, T. Trop, B.A. Portnov, “How Much Lighting is Required to Feel Safe When Walking Through the Streets at Night?”, Sustainability, 12(8), 3133 (2020)
6. https://www.cumhuriyet.com.tr/siyaset/tuik-kadinlarin-guvende-hissettiklerini-iddia-etti-dernekler-sunulan-2283660
7. https://sodev.org.tr/kadina-cocuga-ve-hayvana-siddette-cezasizlik-algisi-arastirma-raporu/
8. R. A. Chaney, A. Baer, L. I. Tovar, "Gender-Based Heat Map Images of Campus Walking Settings: A Reflection of Lived Experience", Violence and Gender, 11(1), 35-42 (2024)

Kaynaklar ve İleri Okuma – EK:

9. https://darksky.org/resources/what-is-light-pollution/effects/safety/
10. https://www.arup.com/projects/perceptions-of-night-time-safety-women-and-girls/
11. Women in dark skies / Mayo Dark Sky Parks – Ireland:
https://www.youtube.com/watch?v=Ag-OovLH0Ec&list=PL2JSvY30D1yyhxnFBHknP2bcFoYRcmhvo
12. D. Irmak, “Kentsel kamusal alanlar olarak parkların güvenliğinde ışık kirliliği algısının Kocaeli Üniversitesi Umuttepe yerleşkesindeki kadın öğrenciler üzerinden incelenmesi”, Yüksek Lisans Tezi, Kocaeli Üniversitesi, 2019
13. Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Temel Kavramları:
https://ceidizler.ceid.org.tr/dosya/toplumsal-cinsiyet-esitliginin-temel-kavramlaripdf.pdf
Paylaş:
E-BÜLTEN KAYIT
Güncel makalelerimizden haberdar olmak için e-bültene kayıt olun!
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin!
E-Bülten Kayıt