×

Aydınlatma Sektörümüzden Bir Tayfun Geçti...


Aydınlatma Sektörümüzden  Bir Tayfun Geçti... 

Hakan Ünsalan 

 
Atila benim 36, dile kolay otuzaltı yıllık arkadaşım, ortağım ama en önemlisi dostumdu. 

Philips aydınlatmada başlayan iş arkadaşlığımız önce dostluğa ve sonrasında uzun yıllar süren ortaklığa dönüştü. O gün çalıştığım odadan içeri giren genç mühendisin gözlerindeki ışık, iş yapma azmi ve savaşçılığı, benim gibi memur bir ailenin çocuğunu bile etkiledi.  Deyim yerindeyse baştan çıkardı ve bu yola çıkmamızdaki en büyük itici güç oldu. 

Atila ismine yaraşır şekilde bir Hun azmi ve kararlılığı ile ve bir Tayfun hızıyla girdi pazara. Bir ülkeye gittiğimiz zaman, gittiğimiz şehrin büyüsüne kapılmaz; biz buralara ne satarız?, nasıl satarız? Sorularına cevap arardık. Hayalimiz Türkiye’den dünya çapında bir firma çıkarmak, gittiğimiz yerleri aydınlatma açısından fethetmekti. Tüm çalışmalarımız bu felsefe ve bu kalite bilinciyle yoğruldu. Türkiye’nin dünyaya açıldığı yıllarda, her ülkenin standartlarının ve isteklerinin farklı olduğu zamanlarda ve ihracat yapmanın çok zor ve nasıl yapılacağının bilinmediği dönemlerde dahi hedefimiz dış ülkelere, özellikle Avrupa ülkelerine kendi markamızla ürün ihraç edebilmekti. Bu amaç doğrultusunda o yıllar için çok zor ve tehlikeli olan yerlere bile gittik, şantiyeden şantiyeye dolaştık, partnerler bulduk, projeler gerçekleştirdik. Bu azimle Çin’e bile armatür sattık. 

Atila yeni teknolojileri ve akımları büyük bir titizlikle takip eder, bunları bulur, ülkemize getirir ve sonrasında daha gelişmiş ve kaliteli bir biçimde üretimini sağlardı. Sadece kendi üretimimizi değil, yan sanayimizi de bu şekilde geliştirdi. Bugün aydınlatmadan, mobilyaya kadar pek çok sektörde onun getirdiği, burada zorla, nasıl yapılabileceğini tarif ederek yaptırdığı pek çok parça ve aksesuar kullanılıyor.  

Son derece rafine bir zevki vardı. Neyin moda olacağını, neyin gelişeceğini çok önceden tahmin eder, bizim itirazlarımıza rağmen çalışmalarını yapardı. Gün gelip o ürün tipi bütün dünyayı sardığında bizim ürünümüz hazır olurdu. Biz de onun bu öngörüne şaşarak bunu pazara sunardık. 

Son derece geniş bir çevresi vardı Atila’nın. Gün gelir en gözde yerlerde bulunurdu, gün gelir basit bir köftecide. Mevkisine, işine bakmadan insana değer verirdi. Çevresindekilerin dürüst ve samimi olmaları onun için yeterliydi.   

Atila denize aşıktı. Müthiş bir zıpkıncıydı. Saatlerce dalardı. Onun balık avlamasını seyretmek bile bir ders niteliğindeydi. Her gördüğü balığa zıpkın atmazdı. Onun büyümesini beklediği, çok balık bilirim. Çanakkale Seddülbahir’e bayılırdı. Yaz kış dinlemeden gider, soğuğa aldırmadan saatlerce dalardı. Hiç eli boş çıktığını görmedim. Ürün kataloglarımızı hazırlarken kapaklara hep dalgıç resmi koymamızı istemişti. Biz de koymamıştık. En son kataloglarımızın kapağına koyduk, kullanamadı. 

Atila bir öncüydü. Onunla her işe girer, her yere giderdiniz. Onunla beraberken, dayak bile yeseniz, beraber yiyeceğinizi bilirdiniz. Hiç kimseye, hiçbir açıdan hiçbir borcu yoktu. Ama bizlerden çok ama çok alacağı var. 
Ben en yakın dostumu kaybettim. Aydınlatma ise yılmaz Hun’unu Atila’sını.

Elveda Atila,
 
Paylaş:
E-BÜLTEN KAYIT
Güncel makalelerimizden haberdar olmak için e-bültene kayıt olun!
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin!
E-Bülten Kayıt